Yeşildağ, “Tek kaynağının insan olması ve ihtiyaç duyulduğunda yerine kullanılabilecek bir yedeğinin olmaması kanın ve kan bağışlamanın önemini daha da arttırmaktadır.

Yaklaşık kırk yıldan beri kan yerine kullanılabilecek ve bu değerli yaşam iksirinin yerini alabilecek, yapay bir madde elde etmeye yönelik çalışmalar olmakla birlikte, bu konuda tatmin edici sonuçlar maalesef alınamamıştır. ‘Kan vermek hayat vermektir.’ Bunu unutmayın ve her ne durumda olursa olsun düzenli olarak kan bağışı yapmaya çalışın” dedi.
5
0 kilonun üzerinde ve 18 ile 65 yaş aralığında olan her sağlıklı kişinin kan bağışında bulunabileceğini hatırlatan Yeşildağ, “Kan verince, kan yapan doku ve organlar uyarılarak, yeni kan yapmaya sevk edilir; böylece kan hücreleriniz yenilenmiş olur, kişi kendini daha iyi hisseder. Kan bağışından sonra kanda bulunan yağ oranında düşme görülür.

Kan bağışı yapıldıktan sonra; vücudun yağ tutması azalır, metabolizma daha hızlı çalışmaya başlar. Kan veren kişiler kan hücreleri tazelendiğinden gençleşir. Kan bağışı ile birlikte yorgunluk ve baş ağrısı şikâyetleri azalır.

Kan bağışı stresin azalmasını sağlarken, yüksek tansiyonu dengeler. Düzenli kan veren kişinin, kalp krizi geçirme riskinin azaldığı yönünde araştırmalar bulunmaktadır. Özellikle bacaklarda olmak üzere damar hastalıklarını engellediği, bazı komplikasyonları önleyebileceği düşünülmektedir.

Kanın kolesterol, trigliserid, şeker ve üre, kreatinin, ürik asit gibi metabolit düzeylerinin normalleşmesine olumlu etkisi olduğu, böylece metabolik hastalıkların da kontrol altında tutulmasına yardımcı olabileceği ileri sürülmektedir.

Kan vermeden önce, sorgulama formuna verilen sağlığımızla ilgili bilgiler, boy, kilo, tansiyon, nabız, vücut sıcaklığı yanı sıra, kan grubu, kan sayımı (hemoglobin) ve serolojik tarama testleri ölçüldüğünden, mini bir Check-up da yapılmış olur” diye konuştu.


Kaynak: İHA